10 Ekimde Edirne Enez'de Hakan Dölek'le birlikte özellikle kendisini aramama rağmen bulamadığım, 15 gün sonra Jordy Houkes tarafından Antalya Manavgat'ta bulununca beni beyninden vurulmuşa döndüren kuş: Çayırkoşarı.
Türkiye'nin 506. benimse 340. türüm olan Batıpalearktiğin efsanesi, Kuzey Amerika'nın güzel kuşudur kendisi. Üstelik 1 değil 2 tane :)
Bulundu haberini gördükten sonra gereksiz bir inat bürüdü benliğimi, küstüm, neden bana denk gelmedin diye, gidip görmek istemedim, uzun zaman sonra gitmeye görmeye imkanım varken hem de.
Günler geçti, gören gördü, çeken çekti. Her sabah yeni fotoğraflarını gördüğümde ''Yarın gider, sonraki gün gider, daha kalmaz, yağmurda gider, fırtınada gider...'' diye diye kendimi avuturken birden telefonum çaldı.
Arayan Ömer Şahin, havadan sudan derken ''Ayarla da hadi gidelim, 1 birey daha gelmiş alana.'' dedi. Dedim ki ''İlla gidelim diyorsun yani?''
''Ben gidelim demiyorum, onlar GEL GEL diyorlar.'' dedi
Günlerin inadı bir anda yok oldu, bir heyecan sardı tüm bedenimi, ''Tamam ben seni arayacağım.'' dedim.
Ardından Mustafa (Gür) abiyi aradım. O da benim gibi evde paslanma vaziyetinde. Üstelik üşütmüş, hasta. İmkanı yok gelmesinin ama bir hal hatır sorarım en azından derken
Bir de demesin mi ''Gidelim be! Ne olacaksa olsun!''
Hemen bir heyecan, geri aradım Ömer abiyi ''En geç 21.30 da buraya gel, 23.00 gibi çıkacağız, hazır ol.''
Buluşup yola koyulduk ama hepimizin üzerinde bir ağırlık. ''Günler oldu kuş geleli, gitti gidecek bize denk gelmeyecek!'' korkusu var.
Ancak 2 tane cevval kuşçu, tebessümleri bile yeter insanın içindeki karanlığı söküp almaya. Öyle de oldu. Sohbet, muhabbet, şarkı, türkü derken yolculuk su gibi akıp gitti.
Hikayenin devamını biliyorsunuz zaten, karşınızda duruyor :)
İyi ki inat etmeyip gitmişim, iyi ki o 2 güzeli dünya gözüyle görmüşüm, çekmişim.
İyi seyirler.